Madem öğrenci veya bekar evi çilesinden başladık konunun buradan devam ettirilibilitesi var. Malumunuzdur, anne kucağında, sıcak yuvanızda ikamet ederken pişirilen ve nedense toplum genelinde (kendi zevklerimi toplum geneline vuracağım büyük bir egoizmle) kabul görmemiş brokoli, karnıbahar, pırasa, karnıyarık vb. yemeklere burun kıvırmaktır, "anne yea ben bundan yemem başka bişey yok mu" demektir yemekte seçicilik.
Velhasıl önümüze sunulan hazırlanmış ve beğenmediğimiz yemekler gün gelir mumla aranır olur. Bu bazen bir yurtta görevli kadının pişirdiği, suda hayatta kalmaya çalışan nohutlardan oluşan ve uyduruk "prenses çorbası" adını almış çorbadan, bazen evde pişirilmeye çalışılıp başarısızlıkla sonuçlanan hindi dolmadan (tecrübeyle sabittir) kaynaklı olabilir.
Haliyle o zamanında beğenmediğiniz yemeklere uyguladığınız seçiciliğin geçiciliğine maruz kalırsınız.
Çok farklı bir boyutu daha var tabi ki olayın. Bizlerin seçiciliğe maruz bıraktığımız her bir lokmayı çocuğuna ulaştırabilmek için her şeyini feda edecek annelerle aynı gezegende yaşıyoruz biz... Bu açıdan düşünülünce herhangi birinin; en azından vicdan sahibi birinin, yemek seçme olayının tamamen lüks olduğunu algılaması uzun sürmeyecektir aslında.
O halde "Afrika'da bir anne çocuğuna; 'Tabağını bitir!' diye bağırana kadar, dünyadaki bütün tabakları kırmak istiyorum." Morgan Freeman.
çok manalı bir yaz paylaştığın için teşekkürler.
YanıtlaSil